Çikolatakolik

İyi ki Gelmişim

20161118_162723Çikolata tutkunu biri olarak taaa kalkıp Eryaman’dan geldim. İyi ki gelmişim. Müthiş tatlar deneme fırsatım oldu. Zamane Kahvesi’ne çok teşekkür ederim.

Hale Göker

Çikolatakolik

Gözlerimden Kalp Fışkırdı

20161118_162716Bir bayan olarak çikolatakolik etkinliğine katılmak cennete düşmekte eşdeğer :) Gözlerimden kalp fışkırdı :) Her şey nefis, leziz :)

İlginiz, hizmetiniz, sunumunuz, temizliğiniz harika :)

Çok teşekkürler…

Instagramer :)

Güzin Kaygısız

6.11.2016

Zamane Kahvesi

Sonbahar

22

Elimiz kolumuz öyle dolu ki geçmişin yüklemleriyle, bazen bırakıp bu yüklendiklerimizi, yeniliklere yer açmak gerekir. Kimbilir belki de bir sonbahar gelmesi gerekir; ağaçların omuzlarına ağır gelen geçmiş kurumuş yaprakları bırakıp, elini kolunu boşaltması için. Sonbahar mesajdır bize, “hazırlanın” der. Peki neye hazırlıktır sonbahar? Yenilenmeye, yeniliklere, dinlenmeye. Ama önce yeniye birazcık yer açmak lazım değil midir? Dolu bir bardak gibiyiz işte, yeni gelen bir damla çok leziz de olsa yer yok ona kabımızda. Önce bardağı boşaltmak şart galiba ve ondan hüzün mevsimi olsa gerek sonbahar. Kötü de olsa, iyi de olsa zordur bırakmak alışkanlıkları. Çırılçıplak kalan ağaç nasıl dayanır bu hüzne derseniz? Bilir ki köprü olmuştur yaz ile kış arasında.. Bilir ki yine bahar gelecek; yine yeniden ton ton yeşiller, renkler verecek…

Böyle teslimiyetle yorgunluk atarken aslında keyif yine yanıbaşındadır. Kimbilir, bize bilge ağacın yaprakları bırakması hüzünlü gibi görünse de, belki de o dinlenmenin, kendini keşfin keyfine varıyor, potansiyelini yeniden keşfin zirvesinde dolanıyordur. Taa ki yeni arkadaşlarıyla buluşana kadar…

Sonbahar özlemi, özlem sevgiyi hatırlatır. Sonbahar vazgeçiş değil, başlangıç, sonbahar terk ediliş değil kavuşmak. Belki kestaneye, belki salebe, belki yağmura,belki ıhlamura, belki kaşkola, belki yenilenmeye kavuşmak, ama en çok kendimize kavuşmaktır sonbahar…

Zamane Kahvesi

Bayramın Gönüllerimize Gelmesi; Kalplerde Ağırlamak ve Ağırlanmak Dileğiyle

blog

Zaten kira da vermiyorsun…:)

Malum bir bayram daha gelip çatmıştı.. Her yere gelen bayramın Zamane bloğuna uğraması ise kaçınılmazdı.

Bayramla ilgili yüzlerce benzer mesajla karşı karşıya iken bir de ben klişe cümlelerimi ortalığa sermemeliydim. Öyle ya herkesin bayramı kendine başka/özel idi. Eskiye özlem, yeniye sitem de olmamalıydı.  An bu andı, bu bayram ise daha yeni yaşanacaktı. Hem gerçekten ne idi büyüklerimizi “eski bayramlar” , “bizim zamanımızda” diye sitem ettiren, özleme gark eden, gençlerin anlayamadığı, sıkıldığı  bu duygu.
Acaba bir şeyleri atlıyor muyduk? Ya da manasına mı varamıyorduk? Herkesin bayramı aynı mı olmalıydı? Herkes biricik ise peki ya benim bayramım ne idi?

Derken son 4 cümledir durmadan kullandığım  “bayram” kelimesi de nereden gelmiş sorusu beni hafiften sarmaya başlamıştı:) Etimolojisi de ne idi.

Farsça’da gördüğüm bir tanımı farklı bir gülümsetti. Çiçeklerle ve ışıklarla bezenen yere “bazram gir, yani gönül açan yer” deniyormuş. Yani bir başka tanımıyla latif güzel yer. Bir diğer anlamı ile neşe, huzur, mutluluk, sukun imiş.

“Gönül açan yer” tanımı; Küçük Ayasofya’da 90 kusur yaşındaki Sami amcanın samimi bakışları ve muzur ses tonuyla “Kira da vermiyorsun zaten” sesini çınlatmıştı gönlümde.

Meğer o zamanlar kalpte, gönülde ağırlanırmış misafirler, insanlar, sevdicekler… Belki de gerçek bayram tam da bu idi.
Kira da vermeden:) tatlı mı tatlı bir kalpte ağırlanmak, ağırlamak idi.. O kişinin uzun zaman sizi görmeyince merak edip araması; “Özledim, niye gelmiyorsun, ben geleyim, Zaten kira da vermiyorsun” demesiydi..  Asıl neşe, huzur, mutluluk veren de bu değil miydi.. Hatta arayışı bitiren en tatlı sukun değil miydi..

O zaman gerçek bayram kalplere, bir güne değil de her güne gelmez miydi…

Bu bayramın gönüllerimize gelmesi; kalplerde ağırlamak ve ağırlanmak dileğiyle…

Zamane Kahvesi

Yaz Bize Bazı Lezzetleri Hatırlatır, Limonata Onlardan Biridir

LİMONATADuyduğumuz bir şarkı, içten bir sohbet ya da eski fotoğraflarımızı karıştırırken gördüğümüz küçük bir kare, içimizde kıpırtılar oluşturmaya yeter. Aynı zamanda da özlem uyandırırlar kalbimizin en derinliklerinde… Özlem bazen dosta, bazen sohbete bezen ise mevsime ve mevsimin bize sunduklarına olur.

Yaza özlem duyduğumuz zamanlar vardır, yaz da bize bazı lezzetleri hatırlatır, limonata onlardan biridir.

Özlediğimiz limonatadan bir yudum alıp derinden bir ‘ohh’ çekene  kadar limonatanın ardında uzun ve sabır dolu bir yol vardır. İçinde sayısız mucize dolu bir tohum ile başlar bu hikaye. Güneş, toprak ve su; bunlar tıpkı; sabır, sevgi ve umudun insana verdiği güç gibi tohuma can verir, ona yoldaş olur. Koca bir kış atlatır limon ağacı, yapraklarını dökmeden yoluna devam eder. Sonunda verir armağanını; elinde çiçekleri ile gelen sevgili gibi.

Doğanın mucize dolu hikayesini düşünerek hazırladık limonatamızı. Damaklardaki özlem bitsin, masalarda kavuşmanın heyecanı yaşansın.

Zamane Kahvesi

Geleneksel Bir Lezzetten Ötedir Güllaç

güllaç2-1

Hani sofralar vardır ya geleneklerin yaşandığı, bir de lezzetler vardır bu sofraların neşesi. Ramazan sofrası ve Güllaç… Yemekler biter sofradan kalkılmaz; sıra bizi tatlı konuşturacak lezzete gelmiştir… Güllü aş gelir sofraya ve adı gibi yüzlerde bir gülümseme oluşturur. Diller artık tadına tat katılmış gibi konuşur, tadına doyulmaz bir sohbete başlanır artık…

Geleneksel bir tattan ötedir güllaç. 1400’lü yıllarda girmiştir Osmanlı mutfağına, damak aldı mı onun tadını taa eskilere götürür insanı. Sultanlarının sofralarından eksik etmediği bir lezzettir, saray sofrasına gelmeden önce güllaç, taş fırın ocaklarına uğrar orada kömürle ısıtılan saç tavalara dökülür ve demetler haline getirilirdi. Daha sonra yaprakları, sırt küfelerine konarak saraya taşınırdı.

Evet güllacın böyle emek dolu bir serüveni var taa eskilere dayanan. Ancak biz onun ne tadından vazgeçtik ne de onu sofralarımızdan eksik ettik. Güllaç Zamane sofralarındaki samimi sohbetlerin tadına tat katsın istedik.

Zamane Kahvesi

Bir Bahar Daha Geldi. Çiçekler Renklendi, Sen de Ben Gibi Giyin, Süslen, Şenlen Der Gibi

UMT_1263

Der gibi…

Bir bahar daha geldi. Çiçekler renklendi, sen de ben gibi giyin, süslen, şenlen der gibi. Güneş daha bir ısıtır oldu, için de böyle ısınsın der gibi. Doğa kabuk değiştirdi sanki hadi sen de yenilen der gibi. Eskimiş ne varsa bırak, özünü koruyarak giy yeni  elbiselerini der gibi. Sahne bahar olunca ağaçlar giydi yeşillerini, yeşil erik aldı yerini, Kiraz ağacı taktı küpelerini, kiraz giydi en güzel kırmızı rengini, bir dalda iki çıkarak öğretti yine paylaşmayı,  tek olsam yeter deyip itmeden arkadaşını…

Konuştu sanki doğa. Değişmeyen tek şey değişim der gibi. Ne kadar solgun renk varsa canlandı, bak geçmeyen ne var ki hayatta. Doya doya yaşa güzellikleri. Yürü bol bol mesela, yoksa nereden göreceksin yolun kenarında masumca sevilmeyi bekleyen yavru köpeği, nasıl alacaksın yüzünü sana dönmüş şirin papatyanın kokusunu.

Kim bilir bugün ne büyük bir hazırlık yapıldı senin için; hayat filminde hangi güzellikler çıkacak bugünkü sahnene. Git, izle, yaşa, ver hakkını yaşamın, doğanın, sevdiklerinin, güzelliklerin. Mesela, aç telefonu uzun zamandır görüşemediğin sevdiğine, arayamadım ama aklımdasın, kalbimdesin de. Sev basitçe. Sev kendini, güzellikleri; sonra izin ver insanlar da sevsin seni. Hepimiz aynı anda koklasak portakal çiçeklerini, sence bir sorun kalır mı hayatta? Buluşsak sevgide, yer kalır mı acıya, mutsuzluğa, şikayete..

Madem bahar sahne aldı; siz de giyin yüzünüze bahara en yakışır gülümsemenizi… Takın gökkuşağını kalbinize.. Çiçekle çiçek olun, kuşla kuş, denizle deniz. Giyin baharı içinize… Hatta baharla bahar olun; sizde yaşasın dışarda gördüğünüz güzellik adına her ne var ise.

Bu duygular ile gelince bahar Zamane Kahvesi’ne, limonata kurulur sahneye, yeşil bana çok yakışıyor der gibi naneye. Milkshake, buzlu çay, dondurma ve bahara ait tüm güzellikleri ile salatalar anons edilir, assolist davet edilir gibi sahneye…

 

Zamane Kahvesi

Gönül; kokusunu duyduğumuzda, tadını aldığımızda bizi evimizde hissettirecek lezzetler ister

tencere-yemekleriGönül nasıl sohbet isterse, gönül; kokusunu duyduğumuzda, tadını aldığımızda bizi evimizde hissettirecek lezzetler de  ister, eli öpülesi annelerimizin yaptıklarından.

Yediğimiz her yemekten aldığımız tat bizde bir hatıra bırakır mı bilinmez ama, evimizde yediklerimizin damağımızda da, kalbimizde de yeri başkadır. Burnumuza gelen o enfes yemek kokuları öyle zihnimize işlemiştir ki, bu kokuları nerede duysak özlemle anarız.

Zamane Kahvesi lezzetlerinden Etli Yaprak Sarma’yı, Tahıllı Köfte’yi ve ZamaneTürlüsü’nü menümüze ekledik, ekledik ki; özleminize ortak olalım, size sıcacık evinizi hatırlatalım.

Sofranızda sohbet, yüzünüzde muzip gülümseme, damağınızda Zamane lezzetleri olması dileği ile…

Zamane Kahvesi

Dadıvediniz mi Bizim Egeli’den?

EgeliHangi yöremizi anlatalım ki? Herbiri bir başka özel, herbiri birbaşka lezzetli..

Ege mesela, dadından yinmeyen Ege lezzetleri..

İzmir’in köftesi, Aydın’ın yaprak sarması, Alaçatı’nın otlu ekmeği, bide pek gözey Zamane’nin Egeli’si.. :)

On beş gün bekledi kavanozunda tadına tat gelsin diye.. Sabırla bekledi sohbetinize girmeyi, muhabettetinizin seyrini değiştirmeyi.. Taze biber, taze kekik ve kuru dometesler; bunlar önce daldılar muhabbetin koyusuna, sohbetlerine eşlik etti zeytinyağı, etti ki muhabbetleri kuru kalmasın, tat gelsin, keyif gelsin..

Böyle bir hikaye ile Ege den geldi bizim Egeli, kavanozundan seslenir “dadıverin beni” diye..

Başka şeyler de söylüyor: sohbetinizde samimiyet, yüzünüzde gülümseme, damağınızda Egeli’nin tadı eksik olmasın.. :)

kredi kartı ile fatura öde kredi kartı ile fatura ödeme vodafone fatura ödeme fatura öde ttnet fatura ödeme d-smart fatura ödeme vodafone borç ödeme avea borç ödeme digiturk fatura ödeme